7 Şubat 2008 Perşembe

02 ŞUBAT 2008

Aslında bu haftasonu av maceramız Cuma akşamından başladı. İş çıkışı Hakan’la birlikte Levent’i de aldıktan sonra çıktık yola. Tırtar Marina’da levrek tutmaktı ilk amacımız. Öğlenden almış olduğumuz sardalyeleri kurşunsuz tekli iğnelere takarak salladık marinanın içine. Bir yandan da ağırlıklı ve tekli silikon yemlerimizle (zargana) atçek yapmaya başladık. Sanırım 1 saatten fazla kaldık orada ancak levrekten eser yoktu. Fazla vakit geçirmeden yola devam ettik. Silifke’de 10 dakikalığına halama uğradıktan sonra bir lokantada lahmacun yiyip doğru bizim yazlığa gittik. Sabah erken kalkacağımız için erkenden yataklarımıza girdik.

Cumartesi sabah Yeşilovacık’a vardığımızda sabah ezanı okunuyordu. Buz gibi havanın etkisiyle arabadan çıkıp takımları hazırlarken de biraz oyalandık ve sonra başladık kayaların üzerinden rapalalarımızı atıp çekmeye. Fazla geçmeden ilk balık kıyıya birkaç metre mesafede yapıştı benim rapalaya, bir turna (baraküda). Ondan sonraki 10 dakika içerisinde iki turna daha aldım. Bu arada Levo 1 tane Hakan’da 1 tane balık kaçırdılar. Gün ağarırken bir balık daha asıldı benim oltama ve bu hepsinden daha büyüktü. Oldukça kuvvetli asılıp çırpınmasına rağmen kıyıya kadar getirdim. Artık sudan çıkarmama 4-5 metre kala balık son bir güçle tekrar asıldı ve olta bir anda boşaldı. Sanırım bu oldukça iri bir turnaydı. Bundan sonra iki turna daha yakaladım ve bir üçüncüsü de sudan çıkardığım anda rapaladan düşerek kayaların arasından yolunu bulup geri döndü mavi sulara.

Avı bitirdiğimizde toplam 5 turnamız vardı. Geri dönerek İncekum’da hamza abinin balık restoranına gittik. Öğle yemeği için balıkları kızarttırıp yanında bol salata ve biraz da patates kızartması istedik. Turnaların lezzeti gerçekten enfesti ve karnımız güzelce doydu.

Yemekten sonra Hamza abinin tavsiyesine uyarak Akgöl tarafında levreğe gitmeye karar verdik. Orda da kayda değer bir av olmadı. Ben ve Hakan birer adet ispendek tuttuk sadece ancak o balıkları fotoğraflamadım.

Turnalar ve Yeşilovacık’ın masmavi suları:















































5 Şubat 2008 Salı

27 OCAK 2008 TIRTAR ORGANİZASYONU

Sabah saat 6 ya doğru Tırtar sapağının yakınındaki benzin istasyonunda buluştuk. Ben, iki arkadaşım (Hakan ve Selçuk) ve balıkavı.net’ten Ufukkula, Oxdatity, Guneyli, Hatay33 ve kardeşi (sonradan Avozer ve arkadaşı Mustafa da geldiler). Kısa bir tanışma muhabbetinden sonra arabalara atlayıp Tırtar Marina’ya gittik ve mendireğin güneybatı ucunda kayaların üzerine dizilip başladık avlanmaya. Kimimiz rapalayla kimimiz ragotla kimimiz de karidesle yemli avlandık. Yemle avlanan arkadaşlar güzel mırmır tutmaya başlamışlardı ki maalesef balon balıklarının ortaya çıkmasıyla pekçok iğne denizde ya da balıkların ağzında kaldı. Birkaç tane de balon balığı yakaladılar ama maalesef ben mırmır ya da balonları fotoğraflayamadım. Yaklaşık 1 saatlik boş atçekten sonra ben bir adet palamut aldım fotoğraftaki yeşil renk zargana ile. Başka da balık yapmayınca şansımızı içerde denemeye karar verdik.

Kayaların üzerinde biraz çay keyfi ve muhabbetten sonra geçtik içeriye. Ancak burda da balık yapmayınca bir süre sonra herkes evlerine dağıldı.















































7 Ocak 2008 Pazartesi

06 OCAK 2008

Yolumuz uzun olduğu için çok erken uyandık Pazar sabahı. Saat dörtte beni aldı Kenedi Bey ve 10 dakika sonra da Hakan’ı aldık. Yolculuk iki saate yakın sürdü ve saat 6 ya doğru vardık Yeşilovacık’a. Vardığımız anda da moralimiz sıfıra indi. Yolda pek kendini göstermemişti ama deniz kenarında müthiş şiddetli bir poyraz esiyordu. Kenedi Bey’in tavsiyesiyle arabadan inmeden beklemeye başladık. Bir süre bekledikten sonra limandaki trol teknelerinden birisi geldi yanımıza. Yeşilovacık koyunun karşı tarafının poyraz almadığını ve rapala atmak için gayet uygun olacağını söyledi.

Keşke adamı dinlemeseymişiz. Dibin umduğumuzdan daha sığ olduğunu anlamak Hakan’a bir bana iki rapalaya maloldu. Balıkta vurmadı.

Bir süre sonra rüzgar biraz azalınca tekrar marinaya gitmeye karar verdik. Hala şiddetli poyraz vardı ama bu kez biraz mücadele ettik ve kayaların üzerindeki yerlerimizi aldık. Kayaların güney tarafında olduğumuz için nispeten rüzgardan da korunaklıydık ve rapalalarımız kuzeyden esen rüzgarında yardımıyla çok güzel gidiyordu. Aslında sabah suyunu kaçırmıştık ve gün çoktan ağarmıştı. Ancak kısa bir süre sonra benim rapalaya bir turna vurdu. Balığı kıyıya aldım ancak çok büyük olmadığı için geri bırakmayı düşünürken maalesef rapalanın iki çarpmasının da balığa batmış olduğunu farkettim. Rapalayı çıkarmak için ufak bir operasyon yapmak zorunda kaldım ve balık maalesef denize geri salınamayacak kadar yaralanmıştı. Bir süre sonra ben kısa kısa yer değiştirerek batıya doğru kaymaya başladım. 15 dakika kadar sonra atış mesafesinde yüzeyde oynaşmalar gördüm. Palamut olabileceği umuduyla hemen ikili şıpşıpımı atmaya başladım. Kenedi Bey’e de haber verdim o da yanımda atmaya başladı. O an balık alamadık ancak bir süre sonra benim oltama güzel bir balık vurdu ancak yakalanmadı...

Daha sonra balık yakalayamadan kısa bir süre daha atçek yaptık ve yer değiştirerek dış mendireğin güney-batı ucuna yakın bir yerden atmaya başladık. Sessiz sedasız avımız sürerken Hakan heyecanlı bir şekilde seslendi. Ratının ucu epey eğilmişti ve ben kepçeyi aldığım gibi yanına gittim hemen. Birkaç dakikalık bir mücadeleden sonra balığı kepçeledim. 45 cm lik bir tombik. Bu arada Kenedi Bey’in rapalasına güzel bir balık asıldı ancak yaklaşık 5 dakikalık bir mücadeleden sonra balık rapalayla birlikte misinayı kesmeyi başardı. Tahminimize göre bu iri bir turnaydı.

Öğlen olunca takımlarımızı topladık ve Yeşilovacık’tan 5-6 km ileride olan Kemer’e gittik. Burada babamın köylü hemşerisi Ali abiyi aradım ancak tekneyle balıktalardı onlarda. Epeyde güzel balık yapıyormuş. Kemerin kahvesinde yine bizim köyden olduğunu öğrendiğim Sacit abi ile tanıştık. Bizi davet ederek çay ısmarladı. Bir süre sohbet ettikten sonra tekrar arabaya binerek Taşucu’nun yolunu tuttuk. İlk hedefimiz Taşucu’nda yengeç yemek...

Hiçbiryerde yengeç bulamadıktan sonra limandaki Latife Sultan isimli teknede balık ekmek yedik. Yemekten sonra ise birkez daha şansımızı denemek için Taşucu iskelesinin üzerindeki yerimizi aldık. Daha yarım saat geçmemişti ve yanımdaki yaşlı amcayla sohbet ederek üçlü takımımı (iki tane beyaz kaz tüyü en altta da yeşil zargana) yavaş yavaş çekiyordum ki iskeleye 5 metre kala bir balık hışımla saldırıp yakalandı oltama. Hemen sarmaya başladım. Kalama ayarım çok sıkı değildi ve balık önce epey götürdü oltayı. Birkaç dakikalık bir mücadeleden sonra balık tekrar iyice yaklaştı iskeleye. Bu arada bir yüzeye geldi bir dibe daldı ve bunun da bir tombik olduğunu farkettik. İskelenin metreler önünde mücadelemiz devam ederken balık bu kez de iskelenin altına doğru hamle yaptı. Yanımdaki yaşlı amca “dikkat et alta giderse çekemezsin” diye uyardı beni. Ben zaten tehlikeyi farketmiştim ve kalamayı sıkıp sıkmama arasında gidip geliyordum o an. Neyseki ilk baştaki hışmı ve gücü kalmayan balık iskelenin altına doğru fazla gidemeden tekrar yüzeye kadar çektim ve balığı havaya kaldırdım. Balık en alttaki zarganaya yakalanmıştı ve 2.70 lik hassas kamışım iyice eğilince yukarı kadar kaldıramadım. Neyseki elinde kepçeyle hazır bulunan Hakan balığı havada kepçelemeyi başardı. Bu biraz daha irice bir balıktı ve eve toplamda iki tombik bir de turnayla döndük...

















18 Aralık 2007 Salı

18 ARALIK 2007

Ton çıktığına dair aldığımız duyum neticesinde sabah erkenden düştük yola. Saat 5 gibi Murat ve Cengiz’i de aldıktan sonra doğru Tırtar Marina’ya gittik. Oraya ulaştığımızda hava hala karanlıktı. Av için kullanacağımız takımları da alarak dış mendireğin üzerinde başladık şansımızı denemeye. Ben üçlü zargana, Cengiz Yozuri marka rapala, Murat ise kaşıkla başladık ava...

Gün ağarırken ilk balığı ben aldım ve benden kısa bir süre sonra da Cengiz. Orta büyüklükte birer turna. Bu arada kayalıkların üzeri de giderek kalabalıklaşmaya başladı. Biz ilk gittiğimize bizden başka sadece üç kişi daha vardı ancak daha sonra bu sayı onu geçti. Gün ağardıktan kısa bir süre sonra yanımızdakiler ilk tonu aldı sonra bir tane daha sonra bir tane daha. Bu arada Cengiz ile Murat’ta zarganaya döndüler. Kısa bir süre sonra benim oltama oldukça güçlü bir balık asıldı. Biraz çektim sonra balık biraz çekti sonra ben çekmeye devam ettim. Bu arada balık benim sağ tarafıma doğru kaydı iyice ve ben kayalara girecek ya da misinayı kestirecek diye oldukça korktum. Bu kez ben sola doğru asıldım ve gücü azalmaya başlayan balıkta sol tarafa yöneldi. Bu fırsatla kıyıya oldukça yaklaştırdım. Kayalara iyice yaklaşınca bunun bir ton olduğuna emin oldum. En azından buralarda ton ya da palamut diyorlar. Son bir güçle biraz daha asılıp kalamayı boşlayan balık daha sonra teslim oldu ve kayaların üzerindeki yerini aldı.

Avdan sonra hepimiz işe gideceği için saat 07:20 gibi avı bırakıp geri döndük Mersin’e. Çok bereketli bir av olmamasına rağmen hepimiz eğlendik ve muhtemelen bizi kısa sürede tekrar aynı yere sürükleyecek heyecanı yaşadık.














































Bu da balıklar fırından geldikten sonra (satın alınan ilave turnalarla birlikte):

METİN

Apartman görevlimiz Metin de usta balıkçıymış meğer. Ben tatlısu balıklarından çok anlamıyorum ama büyük olan sanırım güzel bir sazan. Diğerlerine de Metin levrek diyor ama ben pek emin değilim. Belki de gerçekten tatlısu levreğidir...

















Google